Özel Günlerden “Bir Yaş”

Özel günleri hatırlamayı, hatırladıkça kutlamayı, kutlayana da “İyi ki” demeyi, sarılmayı, gülmeyi severim. Kim sevmez ki zaten? Maddi kaygılarını bir kenara bıraksa, babam bile çok sever aslında ama pastaya mum dikip üflemek dışında kalanlar için “Ne gerek var”dan öteye geçemiyor maalesef. Olsun.

Ticarethaneye dönüştürülmüş ve her gün bir yenisinin oluşturulduğu özel günlere rağmen, özel gün kavramı benim için de yıldönümlerinden pek ileriye geçemedi. Bazı günlerin yıldönümleri sade kutlamalar ile gayet manidar kılınabilir geliyor bana. Bilhassa doğulan günlerin yıldönümlerinin kutlandığı doğum günlerinde. Senede bir gün en nihayetinde. Şişirilmiş üç balonla süslenmiş salonda, üzerinde iki mum olan bir pastayı üflemek ya da “Bilmem ne yıldönümümüz kutlu olsun” yazılı ufak bir notla güne başlamak mutlu olup özel hissetmek, bir günü “kutladık” demek için yeterli bence. Az, öz.

Oysa ki sosyal medyada kutlaya kutlaya bitirilemeyen, kendilerince çeşitli anlamlar yükledikleri ama benim ve benim gibi düşünen birçok insan için de inanılmaz gereksiz olan bir sürü saçma gün sektör olmuş durumda. Öyle de sinsi bir sektör ki, herkes ama herkes bunların öyle ya da böyle gerekli olduğunu düşünüyor. “Hatıra” deniyor, “Eğlence” deniyor, “Herkes yapıyor ama” deniyor ve bir şekilde abesle iştigal edildiği düşünülmeden abartılarak kutlanıyor. Tıpkı bizim yaptığımız gibi işte. Akın’la benim yani. Canım biz. Severiz böyle alengirli işleri.

***

Alya Mina bir yaşına yaklaşırken, doğum günü için aklımdaki tek şey ona şekersiz bir pasta yapıp “İyi ki doğdun Alya Mina kuşum” demekti. Henüz doğum günü işlerinden de anlayabileceğini düşünmediğim için bu çok güzel bir hatıra olurdu. Ki benim pasta yapabilmem de inanılmaz bir olay olabilirdi aslında ama olmadı. Zaten o kadar beceri de bende ne gezerdi.

Doğum gününden iki hafta önce görüştüğüm birkaç arkadaşım “Doğum günü yap bak, ilk bu, diğerlerini kutlamazsın da bunu kutla”, “Öyle illa organizasyona gerek yok, git Eminönü’ne orda her şey var” diye diye beynimi yedikleri için Akın’la beraber sonraki cumartesi Eminönü’ne ıvır zıvır almaya gitmiş bulunduk. Alya Mina da yanımızdaydı tabii. Ve Cumartesi günü öğlenden sonra bebekle Eminönü’ne gitmek gibi bir hatayı, bir daha yapar mıyım diye düşünüyorum, kesin yaparım.

Eminönü mükemmel bir yer diyebilirim. Herkes balon, kurdele, lavanta kesesi ve ne işe yaradığını bilmediğim bir sürü şey satıyor. Aynalı tepsilerden almayanları da dövüyorlar hatta. Neyse ki biz dayak yemeden jardinyerlerimize kavuştuk. Yoksa sonumuz ne olurdu bilemiyorum. Bu partili kutlama işlerini yapmak isteyenlerin sahip olmaları gereken ilk malzemelerden birinin jardinyer, birinin de harfli balonlar olduğunu söylememe gerek bile yok herhalde. Bunları herkes bilir. Aksini iddia edenle de ebediyete kadar kavga edebilirim.

Pleksi var tabii bir de. O da çok önemli. Kimin doğum günü, kimle kim sözleşmiş hemen gold ya da platin rengi bir pleksi masanın ön kısmına koymak için itina ile yaptırılır. Bunları da herkes yapıyor Allah’tan da hiç zorlanmıyor insan. Biz platin yaptırdık mesela, çünkü gold yaşına uymuyor bir kere onu nasıl yaptıralım?

Benim ailemin ve Akın’ın ailesinin bulunduğu 15 kişilik organizasyonda permütasyon hesabı ile beş bin farklı poz çektirdik demeyi çok isterdim ama aynı pozu aynı açıdan bilmem kaç milyon kere falan aynı telefonla çekildik. Sıra sıra masanın arkasına geçip, kazık gibi durarak çekildiğimiz fotoğraflarla 25 tane falan albüm oluşur diye düşünüyorum. Neticede bir yaş hatırası.

Yavruşum nasıl sıkıntıdan patladığını, poz vermek uğruna kucaklarda nasıl perişan olduğunu görmek ister belki ileride, kim bilir.

Organizasyonun tutulmadığı, konseptin olmadığı ama bizim balonları asmak için bile iki gece uğraştığımız bu özel gün için Alya Mina’ya elbise bile almamış olmamıza ara ara üzülmüyor değilim ama bence bayramlığı da güzel yakıştı kendisine. Hatta ben de pijamalarımdan sıyrılıp etek-gömlek-şal üçlüsüyle ortama gayet iyi uyum sağladığımı düşünüyorum, her ne kadar Alya Mina, Akın ve ben farklı tellerden çalsakta.

***

Şöyle bir bakınca gender partylerin boy göstermeye başladığı, baby showerlerın havada uçuştuğu, hastane odalarında bir palyaçonun eksik olduğu, dişim çıktı buğdaylarının amacını çoktan aştığı, amaçsızca 6 ay kınalarının yakıldığı, doğum günü organizasyonlarının düğün gibi cafelerde, restaurantlarda yapıldığı, ailecek bir sefer giymek için kombin kıyafetlerin diktirildiği ve miniklerin renk renk pastalara “pasta patlatma” adı altında bulandığı şu dönemde pek de bir abartmamışız. Yani bize göre gerçekten abartılı olduğu aşikar ama içinde bulunduğumuz, çağ mı demeliyim ne demeliyim bilemiyorum çağ diyeyim, çağ için ne kadar da mütevazi sınırlar içerisinde bir kutlama yapmışız. Yine diyorum, bizim için mütevazi de değil. Naked cake olayı bile mesela. Bizce lüks. Bütçelerin konuşulmadığı, kimsenin maddi kaygısının olmadığı sosyal medyadaki dünyalardan farklı olarak gerçek şu ki, bunlar özel anlamından uzaklaşıp, tamamen ticarete dönüştürülmüş eğlenceler. 

Tüm bunlar öyle gereksiz ve saçma ki aslında. Bir yıllık hayatı sonlanan minik yavruları, pastanın ne olduğunu bile bilmedikleri ilk yaşlarında pasta kremalarına bulamak kadar gereksiz ve saçma. Annelerin tütü elbiseler giyip elalemin cafesinde düğün sahibi gibi misafir ağırladığı, babaların kimsenin yiyemediği isimli kurabiyeleri dağıtma telaşından ortamda bulunma amacını unuttuğu saçmalar saçması işler bütünü adeta. Kocaman bir organizasyondan haberleri olmadan çağrılan insanların ortamdaki mahcubiyeti ile haberi olup da gelenlerin hediye almak gibi bir zorunlulukla alım güçlerini zorladıkları, tamamen psikolojik baskılardan oluşan sadece anne ve baba için, hatta çoğu zaman nedense anne için, olan özelleştirilmiş gün, günler kervanı.

Zaten insanlar da zorla geliyorlar işin aslı. Biz mesela hepi topu iki aileydik ama pastanın mumunu yakınca bile kimse “İyiki doğdun Alya Mina” deme zahmetinde bulunmadı. Hani icaben bile olmadı yani. Bitse de kurtulsak derdindeydi birazı. Ses sistemi de yoktu tabii, arkadan cırtlak sesli bir kadın “Hepi börtdey tuuyuu” diye bağırsın. Kimse oralı olmayınca, Akın da oralı olmadı. Ben de oralı olmamazlıktan geldim. Gurur yaptık, kaldı öyle. Gerçi üç gün sonra gerçek doğum gününde yüzüne doğru bakıp ağlaya ağlaya dedim ama, videosu yok ki. Önemli olan videoydu. O yok işte. Neyse artık n’apalım.

***

Fotoğraflar fikir olur belki, ne bileyim koydum öyle. Benim gibi düşünüp sonradan da kafası karışanlar, minik kuşu için doğum günü yapmak ya da yapmamak arasında kalanlar varsa, doğru adres Eminönü. Kişisine göre “Yaptık” ya da “Yapmadık” diyebileceğiniz bir masa hazırlamak için gereken ve gerekmeyen ne kadar malzeme varsa hepsi orda mevcut çünkü. Ben istisnasız herkese YAPTIK diyorum ama, kolay mı iki gece uğraştık sonuçta.

***

Ve Alya Mina kuşum büyüdüğünde bunları görüp senin için hazırladığımız masayı beğenirsen, beğen tuşuna basmayı unutma. Beğenmezsen de bizi affet olur mu?

***

“Seni çok seviyoruz Alya Mina kızım! İyi ki doğdun!”

Sevginin ölçüsü bunlar değil, bunu sakın unutma. 

Bunlar başka başka şeyler. Bunlar başka işler.

Sen, sen olduğun için özelsin. 

 İyi ki varsın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir