Bizim Oralarda Gelin Olmak

Sosyal medyayla haşır neşir olmaya başlayan herkesin ilk fark ettiği şeylerden biridir muhakkak yeni gelinler. Pembesini, morunu karıştırmıyorum hiç, direkt “gelin” mevzusundan gireceğim.

Şu hayatta sahip olduğum statüler içinde hiç sevemediğim bir şey varsa o da istisnasız gelin olmaktır! Bu konuyla ilgili de şu “İnstagram Gelinleri”nin neden bazı şeyleri masal tadında anlatıp, olmayanı var gibi, olanı yok gibi göstermeye çalıştıklarını da anlayamıyorum. Gerçi anlamakta istemiyorum. BANANE.

***

Bizim oralarda gelin olmak meselesi tam bir boklu değnek. Azıcık aşım, çileli başım da denilebilir. Yani bir nevi köle isauralık. Bir kere sadece kocan kişisinin annesine ve babasına göre gelin değilsin. “Umumi gelin”sin. Kayınvalidenin teyzesinden, kayınpederinin yengesine, komşucuk kişilerinden, yedi göbek eltilere kadar herkesin üzerinde emir yetisinin olduğu bir gelin oluyorsun. Kızım mızım lafları ve her ne haltsa isimler, senden sonraki gelene kadar unutulabilir. Çünkü 50 yaşına da gelinse, zamanın gelin kişisinden sonra onun çömezi mahiyetinde bir gelin kız katılmayacaksa aileye, o gelincik ilelebet bu vasıfla yaşayabilir. Ve bazı insanlar bu kişiye “gelin” diye hitap etmekten müthiş bir haz duyarlar. Mesela bir örnek; babaannem 70 yaşında kadın ama hala kendisine “Emine Gelin” diyorlar. İnstagram hesabı neyim açacak olsa ismi bariz belli. 700 kişi falan kafadan rahat bulur “Aa bu bizim postacının karısı Emine Gelin değil mi?” derler, damlarlar. Çünkü son gelin N’APICAN?

***

Gelin kişisine dille her ne kadar “Ben kimseden bir şey beklemiyorum, herkes yerinde yurdunda mutlu olsun o bana yeter” gibi “Ben senden bir şey beklemiyorum” mesajı verilmeye çalışılsa da, aslında gelinlerden dünyalar uzay boşluğuyla birlikte beklenir. Boş duranı Allah sevmez, boş gelini bizimkiler. Aslında gelinler de pek sevilmezler de işte laf olsun. Sonuçta zamanında bazıları çok çekmiş, kötü gün olsun yokluk olsun her şeyi görüp geçirmişler. Çoğu bugünlere kolayına gelmemiş. Gelin bozuntusu kişisi yokluk darlık çekmeden, gencecik yaşında ballı kaymak gibi bir hayata konduysa bazı şeylere de katlanmak zorundaymış gibi hissettirirler. Üstüne oğulcuklarını elin kızlarına verip, biricik evlatlarının sersefil bir hayat çekişini de izlemek zorlarına gider. El açması mantı yemeği dolaplardan sofralara sofralardan dolaplara bir hafta sürünürken dışarlardan yemekler söyleyen evlatlarının göbek bağlamış olmalarına kahrolurlar. Mantı göbeği ile pizza göbeğinin, etli dolma göbeği ile makarna göbeğinin arasındaki farkı bir bakışla anlayabilip, konu üzerine laf sokabilecek kadar profesyonel kabiliyetlere de sahip olan bu oğlan evladı ebeveynleri, paylaşamazlar oğlancığı sonuç itibari ile. Kuşu ne tarafıyla tutarsa tutsun sevemezler de bir türlü gelini. Psikolojik baskının haddi gökyüzünü deler geçer ama lafla söylenmediği sürece kimse de “dokunmuyor” olur geline. Yediği önünde, yemediği arkasında olur. Bu yüzden de gelinin hayat beklentisi, onların gelin kişisinden beklediklerinin kat kat üstündedir onlara göre.

***

Yemek demişken, gelin olmanın en temel ve en birinci kuralı, girilen her kalabalık ortamda şapur şupur el öpmeyi saymazsak; yemek yeme vakitleri bir garson, bir komi, adeta bir Nusret Steakhouse olmaktır. Kendi cinsiyetinden olmayanlara, içinde ne kadar oldukları meçhul olsa da, “Adamlar” diyebilmek ve yemek servisine, en aç olma ihtimali olan en küçük kişiden değil de, en göbekli olan en büyük erkek kişiden başlayarak kendisine yiyecek ayırmadan servisi bitirmektir. Çünkü saygı.

Kimin evi olduğu fark etmeksizin, yine kalabalık misafir ağırlanacağı zaman şıpır şıpır sofra kurmak; masada yer sofrasında oturacak insan sayısının yarısı kadar kişi oturacakken dahi masaya iki tabak, sofraya da bir tabak dolma koyarak sofra kurma işlemini gelinlere yakışır bir vaziyetle noktalamak da bu asli kuralların devamı niteliğinde sayılabilir. Öyle ki yemekler yenip, sofralar kaldırıldığı zaman, bulaşıklar dağ olup tavana kat çıkarlarken, ev sahibesinin de tek derdinin “Adamlara çayın gidip gitmediği”nin olduğu sıralarda gelin kişisi için ortada tek bir sorun vardır: Bulaşıkları kaynanasının kardeşinin karısı yıkasın da o mu durulasındır, yoksa o yıkasındır da kaynanasının kardeşinin karısı mı durulasındır. İşte bütün mesele budur.

***

Gelin kişisinin düğün, kına ve nişan organizasyonlarında da kendini göstermesi zorunlu bir hadisedir. Bu tip organizasyonlarda gelin kişisi halay başı olsun, en çok kurdu döksün istenir. Herkes onu “Bu kimlerden” diye sorsun soruştursun, ucu kendilerine çıksın diye beklenir. Gelinin kollarında isteme olayından düğüne kadar geçen söz, nişan, kına gibi bilumum organizasyonlarda takılan bilezikler, efendime söyleyeyim takılmışsa kelepçeler bilmem neler olsun, yürüyen kuyumcu dükkanı gibi gezinsin, içinde bulunduğu ailenin, ölçü ayarı buysa eğer, kendisine verdiği değerin görsel yansımasını gururla taşısın, el açıklığı ne demek dosta düşmana göstersin istenir. Kırım kırım kırıtsın, salım salım salınsındır yani işte.

Düğün işlerinde göbek yarışında  galip gelmesi beklenen gelin kişisinden, mevlutlerde ise tam tersi bir performans sergilemesi istenir. Huşu içinde mevlut dinlemesi, en çok “Amin”i onun demesi, tanıdığı tanımadığı herkesi şap şup öpmesi, mevlutun niyetine uygun kıyafet tercihen etek/elbise giymesi ve mevlut sonunda mutfak bölümüne geçip servis elemanı olması istenir. Tavuksuz pilav isteyenlere sade pilav, hazır ayran istemeyenlere evde yapılmış ayran, orta demde çay istemeyenlere açık çay ve eve paket isteyenlere dolma-tatlı-pilav üçlüsünden oluşan menüyü kibar kibar hazırlayarak vermek gibi bir görevin içine düşen gelin kişisinin perişanlığı ve mus çorabının altına yapışan pirinç taneleri kimseyi ilgilendirmez. Amma velakin yere damlayan tatlı şerbetlerinden ve dökülen ayranlardan gelin kişileri sorumludur. Ayrıca uyuyacak çocuklara yatacak müsait bir yatak ve abdest alıp namaz kılacaklara da müsait banyo ile oda gibi birtakım işleri ayarlamak da gelinlere kalabilir. Pardesüleri karıştırmadan kaldırmak ve pardesülerin koyulduğu  yerleri unutmamak da hayati önem taşıyabilir, tecrübeyle sabittir.

***

Araba ile 3 kişi bir yere gidilecek olduğunda gelin kişisinin arka sağda, üç kişi üzerinde gidilecekse arka ortada, 5 kişilik arabada 5 kişi üzerinde gidilmek zorunda kalındığında ise kucakta gitmek gibi bir saygınlık göstergesi olduğunu da söyleyebilirim. Söylemezsem çatlarım çünkü.

***

Bizim oralarda bu işler böyle oluyor işte, öyle “Teyzişkomla çay keyfi”, “Kaynanamın evinde film keyfi” falan bizim oraların gelinleri yapamıyor. Gelin kişisi çay servisini bitirip çayını eline alacağı zaman, çay servisine ikinciye dönüyor, demli çayları açıyor, açık çayları demliyor.

Bizim oralarda gelinler sunum işinden anlamıyor, anlayanlarınkiyle de dalga geçiliyor. Çünkü bizim oralarda kibar ve özgün insanlar pek bulunmuyor açıkcası. Yer sofrasında da oturuluyor, yabancı yoksa ekmek elle de kırılıyor. Zaten bizim oralarda nereye gidilirse gidilsin “Yabancı mıyız biz canım” olduğundan, çok saçma ama, kimse hiçbir şeyi kasma gereği duymuyor. “Sülalem rahat” ifadesi bizim oranın insanı için adeta.

Bizim oralarda baby shower yapılmıyor, mevlütlerde konsept olmuyor, doğum günlerinde organizasyon şirketi tutulmuyor. Çünkü gelecek olan insanların çoğu bunlardan anlamıyor. Sadece kuzenlerin ve arkadaşların katılabildiği davetler düzenleyebilsek her şey mükemmel olur ama biz inanılmaz kalabalık olduğumuzdan bütün düğün dernekler için bazı gereksiz insanlar “Şimdi onu da çağırmazsan ayıp olur” oluyor bizim için. O sebepten de çoğumuz istediğimiz şeyi istediğimiz gibi yapamamaktan muzdaribizdir. Ama hala sosyal medyada gördüklerimizin nasıl aile yapıları, ne çeşit akrabaları var meraktan ölmedik.

Bizim oralarda kalabalık aile yemekleri romantik romantik yenemiyor. Bazı aile büyükleri bazı aile küçüklerini bekleme saygısından mahrum yetiştiklerinden birazlarının başlayamadan birazlarının bitirip sofradan kalktığı yemek fasılları, gelinlerin geceyi mutfaktan çıkamadan bitirmesiyle noktalanıyor. Ev sahibesine mutfak işi bırakılmadan olay yeri terk edilip, gelin takımı da gittiğine gideceğine bin pişman edilerek ayrılınıyor ama yine olunca yine gidiyor gidenler. Çünkü mecburiyet.

***

Bunlar benim bunları yapıyor ya da yapmıyor oluşumdan bağımsız olarak buradalar. Sonra iki çatlak yumurta çıkıp bana “Sen sanki bıdı bıdı bıdı” deme lüksünü kendilerinde görmesinler. Öperim.

  1. Ne güldüm ya heppsi tanidik.. gelin gelindir türkiyenin her yeri böyle zannimca.. bi arkadaşin (!) kayinpederi de biraz kilo al kiziiiim filancanin gelini de şöyle zayif demesinler der dururmuş 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir