Bir Ben Eksiktim!

Merhabalar öncelikle!

Kendimi tanıtmam icap ederse anlatayım;

17 yaşında hemşire olarak işe başlamış Allah’ın garip bir kuluyum. İstanbul’un, bana göre en medyatik hastanesinde, 17 yaşında işe başlamış olmak tam bir saçmalık olduğundan konuyu burada kapatıyorum. Yoksa ağlayabilirim.

***

Bundan 2 sene önce, yaşıtlarım kariyer peşine düşüp, bir lisans programından başka bir lisans programına depar atarken, ders çıkışları sıtarbakslarda sunum hazırlayıp, sıfır sorumlulukla kahve keyfini doruklarda yaşarken, ben tam bir aşk kadını olduğumdan evlendim. Ve yine arkadaşlarımın yüksek lisanslarını tamamlayıp, doktoralara hazırlandığı, “tez sunumları için” uykusuzluktan ferlerinin kaçtığı sıralarda, eş dost dediğimiz kesimce de “Bunların çocuğu mu olmuyor”kiler boy göstermeye başlamadan, Alya Mina kuşumu dünyaya getirdim. Ben kendim yani. Şahsen ve bizzat.

***

Alya Mina 2 aylıkken biten doğum iznimin ardından, Alya Mina’dan ayrı kalmayı göze alamayıp, maddi sıkıntı çekmek pahasına ücretsiz izin alarak ev hanımı olmayı tercih ettim. Ve kendimce, ev hanımlığı müessesinin dünyanın en zor işi olduğuna kanaat getirdim. Kimse de kusura bakmazsa eğer, bence bunu bütün dünya kabul eder en nihayetinde.

Düdüklü tencereyi patlatmadan kuru fasulye pişirebilmek, gömlekleri yakmadan ütü yapabilmek, tezgaha su bastırmadan bulaşık yıkayabilmek, siyahlarla beyazları karıştırmadan makineye atabilmek ve en önemlisi vileda kullanmadan yerleri silebilmek işleri benim yapabildiğim işler değil. Yapabileceğim işler mi, o da değil. Ya bu işler ne ki zaten?

***

Annemin doğumdan sonra bir ay yanımda kaldığını saymazsam, bir senedir yardımsız desteksiz “çocuk büyütüyorum” diyebilirim. Ve kendimce dünyanın ikinci en zor işinin, yardımsız desteksiz çocuk büyütmek olduğuna da kanaat getirdim. Çünkü kanaat getirmek benim işim.

***

Bütün gün evde boş boş durup sıkıldığım sıralarda, internette takılmak gibi bir hobim var ki, kesinlikle boş zamanlarımın en son tercihi. Bütün gün evde boş boş durup sıkıldığım anlar hiç olmuyor ama, bazı zamanlar pırezantabıl bir kişiliğe sahipmişim gibi konuşmalar yapmak hoşuma gittiğinden “Boş zamanlarımda şunu şunu yaparım” gibi cümleler kurmaya bayılıyorum. Hobiler ve fobiler kendini tanıtmakta önemli unsurlardır neticede, bunu herkes bilir. Kimseye “Hobim yok” denmez ki. Ayıp.

Çamaşırlar makinede asılacak beklerken, ortalık süpürülecek dururken, Alya Mina’nın da kayda değer ses çıkışları olmuyorsa eğer, benimle aynı durumda olan insanların varlığından haberdar olmak ya da benim gibi düşünen, kafayı bir yere toslama noktasına gelmiş kişilere “Aynı aynı, bizde de aynı” diyerek bazı insanlara kendilerini yalnız hissettirmemek içinde bulunduğum durum için en motive edici olay diyebilirim. Yoksa insan ütülenmeyi bekleyen 8 makine dolusu çamaşır tanesini yakmadan nasıl durabilir ki?

Mümkün değil!

O sebepten daha önce çok defa açmayı düşünüp, ama bir türlü icraata geçiremediğim bu blog sayfasını açmış bulunuyorum. Çünkü hem neden bazı şeyler dışarı çıkıp mert olmak dururken, içimde kalıp dert olsun ki? Bence çok mantıklı

“Bir sen eksiktin” temalı ilk yazımın sonu. Sevgiler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir