Algınız Batabilir Mi Lütfen?

Bu konu hakkında anlaşılamamaktan ya da yanlış anlaşılmaktan biraz çekinsem de, aslında çok da şey değil yani. 

***

Malumunuz epeydir dillerde olan, kulağa hoş gelen müziğiyle ya da ne bileyim sümbül mümbül diyor sözleriyle dinlenilen bir şarkı var. Güzel şarkı, ben de dinliyorum ister istemez. Ama bu şarkı kime ne anlatıyor, kim ne anlıyor ben onu merak ediyorum.

Toplum olarak zaten bir şeylerden kudurmaya, bir şeylerden nem kapıp taşkınlıklar yapmaya gayet müsaitiz. Bu yadsınamaz bir gerçek. Böyle bir toplumun zaaflarına oynamak varken, bazı şeylerin çokta doğru olmayışına kim, neden dikkat çekmeye çalışsın ki? Kim, neden kartopunun yuvarlana yuvarlana çığ oluşunu izlemek varken, lapa lapa yağan karın altında kürekle savaşmayı tercih etsin ki? Kafayı yemiş olmak lazım. Öncü olmak herkes için güzeldir sorsanız, ama kimse taşın altına elini ilk sokan olmak istemez nedense.

***

İnce bel, dik popo, dolgun göğüsler gibi belirgin vücut hatları güzel tabii ki. Çoğu kadın toplumun kadına dayattığı güzellik algısına takılıp, bu tarz hayaller, böyle istekler içine girer. Girer ve çıkamaz hatta. Ama keşke, gerçekten kendini iyi hissetmek, sağlığını düşünüp daha kaliteli yaşamak için istese isteyenler. Bu furyadan etkilenip, bu şekilde düşünen binlerce kadından asla güzellik algısından etkilenmeden, başkalarına güzel gözükmeyi gerçekten aklından geçirmeden bu istek içerisinde olan kaç kadın vardır ki acaba? Vardır, vardır da diğerlerinin inanılmaz rakamlarda oluşu n’olucak?

Kadın olmak zaten omuzlara binen bir sürü yükün altında ezilmek, dayatılan tüm saçmalıklara rağmen kendisi olarak var olabilmeye çalışmakla yitip giden bir mücadele hadisesi. Üstüne bir de sanatçı dediğimiz, toplumun her kesimine sanatını icra ederek hitap edebilen kişilerce, güzellik algısını uçlara çıkaran, kadından beklentinin bilmem nerelere çekildiğinin bilerek ya da bilmeyerek ifade edildiği söylemlerin kulağa/göze hoş gelen bir araçla sunulması; kadının üzerinde iyiden iyiye daha bir baskı, erkekte ise istediği her şeyde/herkeste sahiplik anlayışının oluşması gibi sonuçlar doğuruyor bana göre.

İkili ilişkilerde elbette ki dış görünüş, ilk izlenim, hal ve hareketler önemlidir. Ama “Senin dudağın çok güzel, bu gece dayanamayacağım galiba” gibi ifadeler, öyle anlatılmak istenilmese bile, çok başka kapılara çıkarılabilir. Ve bunu hedef kitlenin doğrusuyla beraber anlayabileceğini nedense hiç düşünemiyorum. Kadını sanatçı öyle görüp, tasvirliyor olabilir elbette. Ama bunu 17 yaşındaki genç kızların algılayabileceğini de sanmıyorum. Başka aşkların/aşk sanılanların romantizmi ve sürekliliği, kendi hissettiği duygularla karışıp, beğenilen kadınla, ya da bedenle mi demeliyim bilemiyorum, beraber olmak için bazılarını gıdıklıyor olabilir. Ama bilinmesi gereken şeylerden biri de her aşkın yatağa gitmediği gerçeğidir. Aşk yatakta başlamadığı gibi yatakta da bitmez. Öyle temiz çarşafla nevresimle falan olacak iş mi ki bunlar? Nerede şimdi bu aşkın temizliği, saflığı? Bir bakışla olayı erotizme bağlayacak kadar ne bekleniyor aşktan? Bazıları kafasında kurup kurup da sağa sola saldırmadan önce milyon defa düşünmemeli mi mesela? Bunlar neden alttan alttan lanse edilmeye çalışılmıyor? Neden alıcı ve satıcı rolleri biçilmiş oluyor kadın ve erkeğe? “Hayır”ı duymaya alışık olmayan erkekler ve asla “Hayır” diyemeyen kadınlardan oluşan bir nesilin oluşması neden bu kadar cazip geliyor? Hal nereye gidiyor?

Yani velhasıl kelam; sen armudu seviyorsun diye armutta seni sevecek değil. Ha seviyorsa ne ala memleket, mutluluklar çokça ne denilebilir ki daha başka.

***

Ben eleştirmen, söz yazarı, bu işlerden anlayan herhangi bir kişi ya da alanında uzman bir insan değilim. Sanata, sanatçıya saygım sonsuz. Söz konusu sanatçı ve eseri, sadece son zamanlarda çok fazla kulağıma geldiği için üzerinden gitmek istediğim bir örnek. Bu ilk değil, son da olmadan devam eder gider, aşikar. Biz kadın olarak, bize yapılan psikolojik baskının altında vücudumuzu, hareketlerimizi hatta beynimizi sorgularken bulabiliriz kendimizi. Kendimizi, kendimizle kıyaslarken kafayı kırabiliriz. Bunlar ihtimaller dahilinde olabilecekler ne yazık ki. Ve bunu başkaları fark etmese bile, hiç kimse kırık kafayla dolaşmak istemez. ZATEN KIRIK ŞEYLER DE BİZE GELMEZ. Öyle değil mi?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir