10 Dakika, 10 Dakikadır

Bundan yıllar önce -2018 değil, 2017 değil, 2016’da- bir bebek dünyaya getirdim. Dünyanın en güzel bebeğini, kabaca 9 aylık bir sürenin sonunda tamı tamına 19 saat süren bir ölüm kalım savaşıyla hem de. Çünkü dünyanın en güzel bebeği şu ottan hayata kolayına gelemiyor maalesef.

Yani bence öyle, ne bileyim 19 saat sonuçta.

Ölmediğime şükrederek geçirdiğim lohusalığın ilk bir haftasından sonra, kendime anca gelebildim diyebilmem mümkün değil.

Gelemedim.

Hanımefendi çizgimin bozulmayacağını düşünerek, “popo” diye belirtmekte bir sakınca görmüyor ve popomun üstüne bilmem kaç hafta oturamadığım gerçeğini de sizlerden saklamak istemiyorum. Neremin üzerine oturduğumsa kimseyi ilgilendirmez, oralarını saklayabilirim.

İlk 35 gün, perte çıkmış diye sigorta şirketine geri verilebilecek kadar kötü durumda oluşumun, anneliğime gölge düşürmesine asla izin vermedim elbette. Veremezdim. Deli gibi bebek emzirdim. “İyi bir anne” olmak emzirmekten başlardı ve emzirmek her şeydi neticede. Emen bebek, iyi bebekti ve bu benim başarımdı. Annelik içgüdülerim ve emzirmeye olan aşkımla ona emebilmeyi öğretebilmiştim. Bravo gerçekten, mükemmel bir başarı resmen. Emmek, emzirmek, bir daha emzirmek, bir daha, bir daha, bir daha derken bir yerden sonra bu işin hiç de kolay olmadığı kanısına varabildim. Yani şükürler olsun ki vardım.

30 ile 45 dakika arasında değişen sürelerle mememe bağımlı halde yaşattığım minik kuşuma, üzerimdeki yorgunluğu hafifletecek bir çözüm bulmalıydım ve aradığım çözümü hamileyken renklerine göre beğenip aldığım, doğumdan sonra da kati suretle kullandırmayacağım diyerek rafa kaldırdığım, zilyon tane emziğin birinde buldum. İyi ki mi buldum bilmiyorum ama minik kuşum 32 günlükken emzik kullanmaya başladı. Pardon, minik kuşuma 32 günlükken emzik kullandırtmaya başladım. Evet doğru cümle ikincisi.

Güvenli bağlanmak meselesi yüzünden aynı odada farklı yataklarda yatmaya başladık. Aynı yatakta yatamazdık çünkü uyurken ben değil ama Akın onun üzerine düşebilirdi ve bu çok korkunçlu bir hikaye olabilirdi, Allah göstermesin. Zaten Akın, ben ve Alya Mina kuşum nasıl sığabilirdik ki aynı yatağa. Ayrı yataklar mantıklıydı. 18 gün böyle yattık ve ben geceleri yavru kuşuma bir buçuk metre uzaklıktaki mesafeden kalkıp gitmelere doydum. Ki güvenli bağlanma da böyle olmuyormuş esasen. O sebepten yatağını yatağımızın yanına kadar çekip 3 ay kadar da böyle uyumayı denedik. Yani Akın denedi uyumayı sağ olsun. Güzel de uyuduydu şimdi Allah için. Neyse işte baktım kimsenin kimseye güvenli bağlandığı falan yok. Güvenli bağlanacağı var mı diye döndüm bir daha baktım. O da yok. Dedim bu böyle olmaz, bu böyle nasıl olsun, bu neydi ki yani dedim, en iyisi dedim uyku eğitimi. Uyku eğitimi dedim süper fikir. Mışıl mışıl bebekler, mışıl mışıl anneler dedim, babaları geç şimdi, oh dedim.

Ve yavru kuş dört aylık olduğunda, hamileyken tam teşekküllü olarak hazırladığım odasında yatırmaya başladım onu. İlk iki gece yanımdan ayırıyor oluşumun verdiği vicdan azabıyla içim içimi kavurdu durdu, ağladım mağladım ama geçti gitti. Artık hepsi mazi sonuçta, yeter o kadar kavurma.

Uyku eğitimi için odasını ayırdığım yetmezmiş gibi, 15 gün kadar kısa(!) bir sürede de ona emzik kullanmayı bıraktırdım. Bir yandan uyku eğitimi bir yandan emzik şeyi, öbür yandan uykusuzluk, yorgunluk, yetememezlik, umduğunu bulamamazlık, beklediği gibi olmamazlık derken, süper eğlenceli bir maratonun içinde kendimi çığlık çığlığa ağlarken, başımı yastıklara boğarken, lohusalık sendromuna(!) bağlı yaralar çıkan ellerim için doktor doktor gezerken buldum. Tüm bu hissiyatların var oluşunun temel sebepleri, bana göre kesinlikle uykuyu alamamaktan oluşan gerginlik ve yine buna bağlı yorgunluktu. Uyuyamamak ya da uykuyu alamamak müthiş bir enerji sarfiyatı ve pek tabii de demoralizasyon sebebidir en nihayetinde. Ve şunu herkes bilir ki “Moral her şeyin ilacıdır.” Ve şunu da herkes bilir ki “Olmayınca olmuyordur.” Yapacak bir şey yoktur. Ama çoğu kişinin bilmediği bir şey vardır ki o da şudur: Bir lohusa hiçbir zaman herkes olamamıştır.

Günler, hatta aylar geçti, bir şeyler tek tek raylara oturmaya başladı. Elbette ki bebek aylar içerisinde evrim geçirerek cırıl cırıl bağıran bir su kurbağasından, sevimli bir ev kedisine dönüşmedi. Kurbağa aynı kurbağa, hatta biraz daha büyüdüğü için sesi daha çok çıkan, keyfi işler için bile cırıldayabilen bir zıpzıp olarak hayatına devam eden bir kurbağa. Ben değiştim, ben. Bihter! Kafamın içindekileri değiştirdim önce. Sonra bir şeyi ellemedim, bir onları değiştirdim, o yani. 10 dakika ağlamasına müsaade edip, kendimi yıkayabiliyorum mesela artık. Ya da onu 10 dakika kucağımdan mahrum edip, ona şarkı söylerken makarna yapabiliyorum. Ve en önemlisi o uyurken uyuyabiliyorum şimdilerde! O uyanınca toz alıyorum mesela öyle yaptığımda. Al diyorum kızım kitap, kemir biraz. O kitabı yenilecek yumuşaklığa getirip koparana kadar işimi bitirip yanına dönüyorum. Sonra baktım, ellerim düzelir gibi olmaya başlamış. Baktım artık başımı yastıklarda daha az boğuyorum. Baktım ki kafamı daha az duvarlardan duvarlara vurma isteği geliyor içime. Aferin kız Nagihan diyorum kendime. Sen bu işi kaptın diyorum. Seni Bihter Ziyagil seni diyorum, demek 10 dakika banyo yapacaksın, yap kız diyorum. Böyle böyle eriyorum kendimce, kendi kendime. Şükür.

Konuyu buraya getirmeyi düşünmüyordum ama geldi bir kere.

Güvenli bağlanabilmek istediğinden ücretsiz izin almış, geceleri yeteri kadar bağlanamadığını düşündüğü için uyku eğitimine yönelmiş ve yaklaşık dokuz aydır uyku eğitimini tamamlamayı da başaramamış bir anne olarak kimseye tavsiye edebilecek hiçbir şeyim yok.

Teşekkür ederim.

***

Herhangi bir konuda fikir sahibi olmak için http://yazarkafe.hurriyet.com.tr/ sayfasını ziyaret edebilir, kendinize uygun birçok blog yazısını burada bulabilirsiniz.

  1. Benimkiler guvenli baglandida ne oldu ikiside dibimden ayrilmiyo annede anne annede anne bende hemsireyim 2 senedir omrumu yediler omrumu dedigin gibi sanirim au dunyada yapabildigim en iyi sey 1 damar yolu acmak 2cisi ve 3su yok 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir